KORONAVİRÜS'ÜN SÖZLEŞMELER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

  • 05 Apr

    KORONAVİRÜS'ÜN SÖZLEŞMELER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    İlgili makalemizde, salgın hastalık (pandemi) durumunda, kişilerin 3 kişilerle veya kamu ile yapılan sözleşmelerin hukuki durumunu, geçerliliğini ve tarafların bu durum karşısında yapabileceklerini ele alacağız.

    2019 yılının son aylarında Çin’in Wuhan kentinde başlayıp 2020 yılının ilk aylarında  itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel bir salgın olarak ifade edilen Corona Virüs (Covid-19) salgını, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkili olmaktadır. DSÖ tarafından pandemi olarak nitelendirilen Covid-19 virüsü günlük hayat ve sosyal yaşantımızın yanı sıra ulusal/uluslararası ticaret, akdedilmiş sözleşmeler üzerinde de etkili olmuştur. Salgının yayılmasını önlemek adına tüm dünya ülkeleri izolasyon önlemleri almaktadır. Bu durum sosyal hayat kadar ticaret dünyasında da etkili olmuş, birçok iş yeri uzaktan çalışma/esnek çalışma şeklinde düzenlemelere yönelmiş, pek çok ülke önlem almak amaçlı sokağa çıkma yasağı, ülkeye giriş ve çıkışların kapatılması gibi olağanüstü önlemler alarak salgını durdurmaya çalışmıştır.

    Alınan bu önlemler ticari hayatı ve ekonomiyi pek tabii olumsuz etkilemektedir. Taraflar arasında akdedilen sözleşmelerde yaşanan bu aksaklıkların mücbir sebep olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de tartışılmaya başlamıştır. Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki somut olaylar birbirinden farklılık göstereceğinden her bir somut olay için mücbir sebep ifadesinde bulunmak hukuki açıdan doğru olmayacaktır. Her olay özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.Bu dönemde yaşananlar gözlendiğinde, Koronavirüs nedeniyle tarafların akdetmiş oldukları sözleşmelerin ifasında güçlük meydana geldiği, bazı sözleşmelerin ise ifasının imkânsızlaştığı görülmektedir. Sözleşme kurulduğu zaman dilimindeki şartlara uygun ifa edilmeli ve sonradan değişiklik içermemelidir. Bu nedenle taraflar aralarındaki sözleşmenin hükümlerine aynen uymakla yükümlüdür. Ancak, yaşadığımız dönemde sözleşmenin kurulduğu zamanki şartların değişebileceği ve tarafları önemli ölçüde etkilenebileceği dikkate alınmalıdır. Sözleşmenin kurulduğu andaki şartların, salgın hastalık gibi umulmayan hal veya mücbir sebep nedeniyle değiştiği durumlarda edimlerin ifası güçleşebilir yahut imkânsızlaşabilir. Bu duruma rağmen akdedilen sözleşmelere bağlı kalmak tarafları zor duruma sokup, hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilir. Bu durumda somut olay ve şartlar değerlendirilerek mücbir sebep, umulmayan hal, tam ifa imkânsızlığı(TBK md 136), kısmi ifa imkânsızlığı(TBK md 137) ve aşırı ifa güçlüğü(TBK md 138) ile sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması söz konusu olabilir.

    A.   İMKANSIZLIK

    Sonraki kusursuz imkansızlık söz konusu olduğunda, borcun ifası borçlunun elinde olmayan sebeplerle imkansızlaşmışsa borç sona ermektedir. Tarafların edimlerini ifa etmesini engelleyecek bir mücbir sebebin varlığı durumunda ifanın imkânsızlığına ilişkin TBK md 136 hükmü uygulanır. Edimin ifasının hiçbir şekilde mümkün olmaması durumunda ifa imkansızlığı gündeme gelir. Edimin ifasının imkansızlaşması maddi, hukuki, ekonomik birçok nedenle meydana gelebilir.

    TBK md 136 da “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.” şeklinde ifade edilmektedir.

    İfa imkânsızlığının edimin tamamını değil bir kısmını kapsadığı durumda kısmi ifa imkansızlığı gündeme gelir ve borçlu imkansızlaşan kısım için borcundan kurtulur. Taraf iradelerinden sözleşmede imkansızlaşan kısım olmayınca sözleşmenin hiç kurulmayacağı anlaşılıyor ise sözleşmeye tam ifa imkansızlığı hükümleri uygulanır, borcun tamamı sona erer.

    B.    COVİD-19 MÜCBİR SEBEP OLARAK NİTELENDİRİLEBİLİR Mİ?

    Mücbir sebep kavramı Türk Borçlar Kanununda ayrıca tanımlanmamış olmakla birlikte Yargıtay kararları ile düzenlenmiş olup, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, başlangıçta mevcut olmayıp sözleşme akdedilmesinden sonra kontrol dışı olarak gelişen tarafların sözleşmede üstlenmiş oldukları edimleri ifa etmesini engelleyen, ifanın uzun süre imkânsızlaşması halinde taraflara sözleşmeyi fesih hakkı verebilecek durum olarak nitelendirilmektedir.

    Bir durumu mücbir sebep olarak değerlendirebilmek için bazı şartların oluşmuş olması gerekmektedir.

    • Durum taraflarca önceden öngörülmemiş olmalı,
    • Olağanüstü ve objektif bir hal söz konusu olmalı,
    • Tarafların sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmeleri imkansız hale gelmeli,
    • Alınacak önlemler ile engellenmesi mümkün olmamalı,
    • Taraflardan herhangi birinin kusuru ile ortaya çıkmamalı,
    • Mücbir sebep şahsında meydana gelen taraf diğer tarafa derhal haber vermeli,
    • Mücbir sebep hali ile yükümlülüğün yerine getirilememesi arasında nedensellik bağı olmalı,
    • Mücbir sebep halinin uygulanmasına ilişkin olarak sözleşme ile getirilen bir şekil şartının varlığı halinde,  mücbir sebebin varlığı kabul edilmektedir. .

    Yani mücbir sebep her somut olayın şartlarına ve durumuna göre farklılık göstermektedir.

    • Sözleşmede mücbir sebebe ilişkin bir hüküm bulunması durumunda; Taraflar arasında düzenlenen sözleşmelerde bazı durumlarda sözleşmelerin değişen şartlara uyarlanacağına ilişkin hüküm bulunabilir. Sözleşme tarafları hangi durumlarda sözleşmelerinin uyarlanacağını veya sonlandırılabileceğini liste halinde sayabilir ve sonuçlarını tahdidi sayıda da kararlaştırabilirler. Bu gibi durumlarda TBK ve diğer mevzuata aykırılık taşımadığı müddetçe sözleşme şartlarının uygulanması söz konusudur. Ancak bu hüküm her zaman açık eksiksiz düzenlenmesi mümkün bir hüküm değildir. “Bu ve benzer durumlar, vs ..” gibi muğlak ifadelerle yahut tadadi sayım ile düzenlenmiş olan hükümler bulunması durumunda tarafların gerçek iradelerinin bulunması için yorum yapılması gerekebilir.

     

    • Sözleşmede mücbir sebebe ilişkin hüküm bulunmaması durumunda; Pandemi nedeni ile borcunu ifa etmekte güçlük yaşayan kişiler bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun’da yer alan borçlu temerrüdü, borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık ve aşırı ifa güçlüğü düzenlemeleri gündeme gelecektir.

     

    COVİD-19 nedeni ile gerek bakanlık kararı ile zorunlu olarak gerek salgının yayılmasını önlemek amacıyla inisiyatif kullanarak faaliyetlerine ara veren işletmeler için mücbir sebebin varlığı kabul edilecektir.

    Yargıtay somut olay özelliklerini de dikkate alarak birçok kararında salgın hastalıklar mücbir sebep olarak değerlendirilmiştir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/90 Esas, 20118/1259 Karar sayılı kararında “Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunu veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 582). Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.” ifadesi ile salgın hastalıkları mücbir sebep olarak değerlendirdiğini belirtmiştir.

    Para borcu gibi imkansızlığın mümkün olmadığı borçlar için, geçici imkansızlık durumu söz konusudur. Tarafların elbette ki sözleşmelerle çok uzun süreler bağlı kalmaları düşünülemez, ancak geçici bir dönem içerisinde dürüstlük kuralları çerçevesinde değerlendirme yapmak gerektiği de yadsınamaz bir gerçektir. Para borcunun söz konusu olduğu durumlarda şartları varsa geçici ifa imkansızlığı veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 138 uyarınca aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama gündeme gelebilecektir. Aşırı ifa güçlüğü sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması ve bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeyi sonlandırma hakkı veren bir kurumdur.

    Covid-19 pandemisinin etkileri azaldığında ve ortadan kalktığında devam etmesi mümkün olan ifanın imkânsızlaşmadığı yalnızca güçleştiği birçok sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu nedenle sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanması hükmü daha uygun bir çözüm sunabilir. Her edimin özellikle de para borcunun imkânsızlaşmadığı da düşünüldüğünde birçok olayda ifanın güçleşmesinden bahsetmek daha doğru olabilir.

    C.   COVİD-19 SALGININ ÖZEL OKULLAR İLE YAPILAN SÖZLEŞMELERE ETKİSİ NEDİR?

    Eğitim Sistemimizde küresel salgın nedeni ile değişikliklere gidilmiştir. 23 Mart itibarıyla eğitim kurumları tatil edilmiş olup 30 Mart itibarıyla da uzaktan eğitime geçilmiştir. Bu sebeple uzaktan eğitimle gerçekleştirilemeyen kreş, anaokulu eğitimleri özel eğitim amaçlı rehabilitasyon merkezlerinin eğitimleri tamamlanmış görülmektedir. Bu durumda taraflar arasında hizmet alanlar ile hizmet veren kurumlar arasında yapılacak olan ödemeler ve önceden yapılmış ödemeler nedeni ile anlaşmazlıklar ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Haklı nedenle almamış olduğu hizmetin bedelini ödemiş olanlar mağdur olurken alamayacağı hizmet için ödeme yapmak istemeyen bir grupta bulunmaktadır. Yine bu hizmetler içerisinde ödenmiş veya ödemek üzere sözleşme imzalanmış olan servis, yemek ücreti vs. gibi ekstra olarak değerlendirilen ilave ödemeler ayrı taraflar arası uyuşmazlık olarak görülmektedir.

    Küresel salgın bu amaçla incelendiğinde; Eğitim-Öğretim döneminin aksaması, farklı eğitim sistemlerinin denenmesi gibi durumların, eğitim ücretlerine etkisi, öğrencilerin yurtları kullanamaması, okula taşıma yapılmaması gibi nedenler ortaya çıkarmıştır. Öğrenci ve velilerin ücretlerini ödemiş olmaları veya bu nedenle borçlu olmaları vs. nedenlerle ifa hususunda aksaklıklar yaşanmaktadır. Şayet bu durumu açıklayan maddelerin varlığı halinde ise genel işlem koşullarına ve sözleşme özgürlüğünün sınırlarına ilişkin hükümlere aykırı olmamak kaydıyla, sözleşmede yer alan bu maddelere göre hareket edilmesi beklenen doğru uygulamalardır.

     

    Küresel Salgın sebebiyle eğitime ara vermemek adına uzaktan eğitime devam eden özel okullarda hizmet verilmiş olması nedeni ile durum farklı bir hal almaktadır. Neticede eğitime dair yapılması gerekenleri uzaktan da olsa gerçekleştirmek üzere gerekli alt yapıyı sağlayan takip ve kontrol ile devam ettiren özel okullarda durum farklı değerlendirilmelidir. Neticede bu eğitim sisteminde öğrenci okulda bulunması nedeni ile ortaya çıkan giderler büyük oranda azalmaktadır. Elektrik, yakıt, su vs. gibi sabit gider harici tüketim malzemeleri de büyük oranda azalmakta ve hizmet vereni bu anlamda mali yükten kurtarmaktadır.

    Tüm bu açıklamalar ışığında bir görüldüğü üzere taraflar açısından değerlendirildiğinde henüz ikinci dönem için bir sonlanma öngörülmediğinden eğitim öğretim izolasyon süreci sonunda devam edecek kabul edilmektedir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere eğitime ara verilen kısım için okulun kurtulmuş olduğu birçok mali yükümlülükte göz önünde bulundurularak bir uyarlama yapılması doğru olacaktır, taraflar sözleşmede açıkça belirtilen yüz yüze eğitim hizmetini alamadığından bahisle uzaktan eğitim verilen zamandaki ücretleri için TBK. Md 138 gereğince yeniden uyarlama talep edebilecekleridir. Hizmet alanlar sözleşmenin yeni hale göre uyarlanmasını dolayısıyla ücretlerde indirim yapılmasını isteyebileceklerdir. Şayet bu durumun mümkün olmaması halinde aralarında bulunan sözleşmeyi haklı olarak fesih talebine kadar götürebileceklerdir. Eğitim hizmetlerinin yanında sunulan yemek, ulaşım gibi hizmetlerde ise tamamen durma söz konusu olduğu için bu yan hizmetlerin ifasının imkansızlaştığı ortadadır, taraflar için sözleşmelerin bu noktalarında imkansızlık meydana geldiğinden tam ifa imkansızlığı hükümleri söz konusu olacaktır. Sözleşmede buna ilişkin bir hüküm varsa, sözleşme hükmü uygulanacak, yoksa TMK m. 1 uyarınca hakim kanunda sözleşmeyi tamamlayacak nitelikteki hükümlere göre karar verecektir. Amacı boşa çıkan taraf hakimden sözleşmenin sona erdirilmesi veya uyarlanmasını talep edebilecektir.

     

    D.   COVİD-19 SALGININ KAMU İHALE USULÜYLE KURULAN SÖZLEŞMELERE ETKİSİ NEDİR?

    Covid-19 salgının gün geçtikçe etkisinin daha çok artması sebebiyle ekonomik, sosyal ve ticari hayatı düzenleyen önlemler alınmaya devam etmektedir. Bu kapsamda, 02.04.2020 tarihinde 2020/5 Sayılı Genelge Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Genelge ile yüklenicilerin kamu ihale sözleşmelerinde yer alan edimlerini, koronavirüs salgını nedeniyle ifa edememeleri halinde sözleşmenin süresinin uzatılması veya feshedilmesi için idareye yapacakları başvuru düzenlenmiştir.

    Buna göre, gerek 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu gerek bu Kanun’un 3. Maddesi ile Kanun’un ceza ve ihalelerden yasaklanma dışındaki hükümlerinden istisna tutulan hallerde yapılan kamu ihale sözleşmelerinde yüklenicinin koronavirüs salgını nedeniyle edimini geçici veya sürekli olarak, kısmen veya tamamen ifa etmesinin imkânsız hale gelmesi halinde yüklenici, yükümlülüğünü ifa etmesinin mevcut koşullarda mümkün olmadığını sözleşmenin karşı tarafı olan idareye bildirip kendisinden sözleşmenin süresinin uzatılmasını veya sözleşmenin feshedilmesini isteyebilecektir.

    Yüklenicinin, idareye başvururken Koronavirüs sebebiyle ifa yükümlülüğünün etkilendiğini belgelendirmesi gerekmektedir. İdarelerce yapılan değerlendirmeler sonucunda, ortaya çıkan durumun yükleniciden kaynaklanan bir kusurdan ileri gelmemiş olması, yüklenicinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesine engel nitelikte olması ve yüklenicinin bu engeli ortadan kaldırmaya gücünün yetmemesi şartlarının birlikte gerçekleştiğinin tespit edilmesi üzerine süre uzatımı verilmesine veya sözleşmenin feshine karar verilebileceği bildirilmiştir.

    BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Salgın nedeniyle uygulanan sosyal izolasyon, ticari faaliyetlerin/ithalat/ihracatın durma noktasına gelmesi nedeniyle borcu ifa etmesi imkansız hale gelen taraf, durumunu zaman kaybetmeksizin karşı tarafa bildirmekle yükümlüdür. Aksi takdirde meydana gelen zararı gidermekle yükümlüdür. Sözleşmede bildirim şekli kararlaştırılmış olması durumunda bu şekilde göz önünde bulundurularak Covid-19 salgını sebebi ile ifanın imkansızlaştığını derhal bildirilmelidir.

    E.    GEÇİÇİ İFA İMKANSIZLIĞI

    İfaya engel olan sebebin gelecekte ortadan kalkması muhtemel bir sebep olması durumunda ifayı imkânsızlaştırmayıp yalnızca geciktirdiği durumlarda borç sona ermez. Geçici imkansızlık kural olarak borcu sona erdirmez, ancak geç ifa nedeniyle kusursuz borçlu temerrüdü söz konusu olabilecektir. Özellikle para borcu içeren, kira akdi, hizmet akdi gibi sürekli edimli akitlerde geçici imkânsızlığın gündeme gelmesi muhtemeldir. Somut olaya göre ayrıca değerlendirme yapılması gereken sözleşmelerde edimin ifası için belirlenen vade önem taşımaktadır. Korona virüs nedeniyle ifa edilemeyen sözleşmelerde kesin vade söz konusu ise edimin sürekli imkansızlaşmasından söz edilir. Henüz korona virüs nedeniyle alınan önlemler ve sosyal izalasyon sürecini tam olarak kestirmek mümkün değildir. Bu nedenle somut olay ve sözleşmenin nitelikleri dikkate alınarak dönme/fesih ya da aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama  seçeneklerinden hangisinin uygulanması gerektiği değerlendirilmelidir.

    KİRA SÖZLEŞMELERİ BAKIMINDAN GEÇİÇİ İFA İMKANSIZLIĞI

    Kira sözleşmeleri gibi sürekli edimli sözleşmelerde geçici imkansızlık söz konusu olacağına değinmiş idik. Sözleşme tarafları hangi durumlarda sözleşmelerinin uyarlanacağını veya sonlandırılabileceğini liste halinde sayabilir ve sonuçlarını tahdidi sayıda da kararlaştırabilirler. Bu gibi durumlarda TBK ve diğer mevzuata aykırılık taşımadığı müddetçe sözleşme şartlarının uygulanması söz konusudur.

    • Kira Sözleşmesinde Mücbir Sebebe İlişkin Hüküm Bulunmaması Durumunda;

    Pandemi nedeni ile borcunu ifa etmekte güçlük yaşayan kişiler bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun’da yer alan “borçlunun temerrüdü” durumunu gündeme getirecektir. Bu durum, borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık ve aşırı ifa güçlüğü düzenlemelerini içermektedir. Bu noktada sözleşmenin niteliği, amacı, süresi dikkate alınmalıdır. Mesela dönemsel kira sözleşmelerinde geçen zaman içerisinde alınan tedbirler sonucu sözleşme taraflarının beklediği yarar ortadan kalkabilir. Bu gibi durumlarda imkansızlığa ilişkin hükümler uygulanmalı, aksi durumlarda ise ilerleyen zamanlarda uyarlama talepleri doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır.

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu M.331. maddesinde düzenlenen olağanüstü fesih, günümüzde etkisini gördüğümüz pandemi dönemi için işlerlik kazanacak bir hükümdür. Hükümde, taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir ifadesi ile Covid-19 salgını döneminde de 3 aylık olağanüstü fesih süresine uyarak sözleşmelerin sonlandırılabileceği ifade edilmiştir.  Ayrıca, genel hükümlere göre sürekli edimli sözleşmelerin haklı sebeple feshine gidilebilecektir.

    26.03.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un[1] “Geçici Madde 2” hükmüne göre, 1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz.”

    Anılan düzenleme, çatılı yahut çatısız her türlü iş yeri kira sözleşmelerini kapsar iken konut kirasını kapsamamaktadır. Covid-19 salgın hastalığının yaşandığı şu günlerde, işlerinin bozulması ve ekonomik sıkıntıya düşüp işyeri ve konut kira bedellerini ödeyememesi ihtimalinde, bu durum işyeri kira sözleşmesinin feshi ya da tahliye sebebi olmayacak iken, temerrüt gerçekleşmekte, kira borcu devam etmekte, temerrüt faizi işletilmektedir. Konut kirası için böyle bir düzenleme mevcut değildir. Covid-19’un mücbir sebep olarak değerlendirilmesine rağmen sözleşmenin feshi ya da kiralanan yerin tahliyesi sebebi olabilecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyetli olmadığı kanısındayız.

    İcra ve İflas Takiplerinin Durdurulması Hakkındaki karar uyarınca ödenmeyen kira bedelleri için, kiracının, kira bedelini ödemede geciktiği durumda, kiraya veren en erken 01.05.2020 tarihi itibariyle takip başlatabilecektir. Yaşanan bu salgının sağlık sorunlarının yanı sıra ekonomik anlamda meydana getirdiği kaos değerlendirildiğinde iş yeri kiraları için yapılan düzenlemenin konut kirası içinde yapılması elzemdir. Aksi durumda mücbir sebep dolayısı ile kira parasını ödeyemeyen kiralayan hakkında kiraya veren tahliye davası açabilir, kiralananın tahliye edilmesinin talebine herhangi bir engel mevcut değildir.

    F.    AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ – SÖZLEŞMENİN DEĞİŞEN ŞARTLARA UYARLANMASI

    Korona virüs sebebi ile alınan tedbirler doğrultusunda bazı sözleşmelerde imkansızlık boyutuna varmasa da tarafları zorlayıcı durumlar meydana gelmektedir. Bu noktada ifa imkansızlığı hükümleri değil TBK 138 de ele alınan aşırı ifa güçlüğü gündeme gelecektir. Bu durum sonucunda edimi ifada zorluk yaşayan taraf mahkemeden sözleşmenin değişen şartlara uyarlanmasını talep edebilecektir.

    Bu durum TBK md 138’de  Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.şeklinde ifade edilmiştir.

    Hükümde sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması bazı şartlara bağlanmıştır. Bunlar;

    ·       Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.

    • Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
    • Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
    • Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

     

    G.   UMULMAYAN HAL

    Umulmayan hal şartlarının gerçekleşmesi için sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olmayan olguların daha sonrasında meydana gelmiş olması gereklidir. Umulmayan hal mücbir sebebe göre uygulama alanı daha geniş olan bir durumdur. Umulmayan hal için nisbi bir kaçınılmazlık aranırken, mücbir sebep için mutlak bir kaçınılmazlık söz konusudur.  Korona virüs salgınının umulmayan hal olarak değerlendirilmesi mümkündür. Sözleşmede uyarlama yapılabilmesi için şartların değişeceğinin öngörülemez nitelikte olması gerekir. Covid-19 virüsü için öngörülemezlik karşımıza iki şekilde çıkabilir. Bunlardan biri bu hastalığın salgının Türkiye’de meydana gelip gelmeyeceği, ikincisi ise salgın sonucu meydana gelebilecek olumsuzluklar için öngörülemezliktir. Öngörülemezliğin tespitinde sözleşmenin konusu, süresi, sözleşmenin yapıldığı an da önemlidir. Yani her somut olay her zaman olduğu gibi bu noktada da özel olarak değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır.

    Edimler arası meydana gelecek olan aşırı oransızlık taraflardan birinin zor durumda kalmasına neden olacağı için düzenlemeye tabi tutulabilir. Ancak bahsedilen bu oransızlık herhangi bir oransızlık değil, tarafları zor duruma sokacak aşırı bir oransızlık söz konusu olmalıdır.

    Sözleşmelerin uyarlanması veya edim dengesinin kurulması konusunda taraflar arasında bir anlaşma mevcut ise buna göre bir düzenleme yapılması makuldür. Taraflar arasında yapılan anlaşma oransız bir düzenleme içerebilir. Ancak korona virüs salgını gibi sosyal bir felaket halinde taraflar arasında aşırı oransız bir düzenleme adil olmayacağından sözleşmenin bütünü ve konusu dikkate alınarak somut olaya göre değerlendirmek gerekir. Taraflar arasında böyle bir anlaşma mevcut değilse düzenleme hakim tarafından somut olayın özellikleri dikkate alınarak yapılır. Uyarlama şartlarının somut olayda gerçekleştiği tespit edilirse, sözleşmeyi sona erdirebilir ya da ifa güçlüğüne maruz kalan tarafın edim yükümünü değiştirir.

    Uyarlamanın münküm olabilmesi için temel şartlardan biri de edimlerin ifa edilmemiş olması yahut çekince ile ödenmiş olmasıdır. İfa edilmiş olan edim için uyarlama söz konusu olamayacaktır.

    Sonuç olarak; Tüm dünya ile birlikle Ülkemizi de tehdit eden Covid-19 pandemisinin oldukça yeni ve sonuçları henüz tahmin edilemeyen bir durum oluşturduğu ortadadır. Gerek dünya gerekse Türk Hukuku’nda gelişmelerin takip edilmesi gerekmektedir.

    Mücbir sebebin, hangi sözleşmelere ne şekilde uygulanması gerektiğine dair olarak pek tabidir ki kesin ve net bir şey söylemek imkansızdır. Her bir sözleşmenin kendi içerisinde incelenip, değerlendirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, her bir sözleşmenin, alanında uzman avukatlar tarafından incelenmesi ve bu konuya dair net bir yorum yapması daha uygun olacaktır.

    Daha önceden yaşanmış olan ve Covid-19 kadar tesirli ancak yayılma hızı güçlü olmayan salgınların yargı kararlarına mücbir sebep olarak yansımış olduğunu görmekteyiz. Dünya Sağlık Örgütünce de küresel salgın olarak nitelendirilen Covid-19 salgının sözleşmeler hukukunda da mücbir sebep olarak değerlendirileceği kanaatindeyiz. Mücbir sebep nedeniyle ifa imkansızlığı söz konusu ise sözleşmenin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik olarak TBK m. 136 hükmü uygulanabilecektir. Bunun yanı sıra her sözleşme için ifa imkânsızlığından bahsetmek mümkün olmayacağından somut olayın özellikleri de dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır.  Koronavirüs salgını etkilerinin bazı sözleşmeler yönünden mücbir sebep derecesine ulaşmadığı düşünülüyorsa, TBK m. 138 uyarınca aşırı ifa güçlüğü nedeniyle mahkemeden sözleşmenin uyarlanması talep edilebilecektir.

     

                                                                 Av. Muhammet Fatih SÖNMEZ - Av. Merve Nur İN

     

     

    Sayfamızı Paylaşın